2 Aralık 2019 Pazartesi

Anlat Bakalım - Mim - 12. Bölüm

Merhabalar... Sessiz Gemi'nin başlatmış olduğu Anlat Bakalım miminin on ikinci bölümü benden. Hikayenin tamamını buradan okuyabilirsiniz.

...
Ses bir kadına aitti. Ancak Masal çevresinde sesin sahibini aramasına rağmen kimseyi göremedi. Derinlerden gelen ses Masal'a cevap verdi. "Demek gözyaşlarımla büyüttüğüm çiçeklerimden bir tanesini alıp gitmek istiyorsun. Bunu yapabilmek için bana bir şey vermen gerekiyor.  Ne yazık ki sahip olduğum değerli bir şeyi yitirdim. Onu istiyorum senden."

Masal bir yandan kadını dinlerken bir yandan da etrafına bakıyordu. Mezar taşının arkasına baktı, o sırada ormanın içinden bir çıtırtı duydu, o tarafa döndü, dikkatlice dinledi ancak ortalık sessizdi. Bir yaprak hışırtısı bile duyulmuyordu. Masal mezara döndüğü anda karşısında mezardaki çiçeklerin maviliğinde buz gibi bir çift mavi göz gördü. Masal kış ayazı yemiş gibi ürperdi, bir adım geri attı.  Uzun siyah, dalgalı saçları olan beyaz tenli bir kadındı karşısındaki. Kadın doğruldu ve kibirlice başını kaldırıp Masal'a tepeden baktı. "Habercilerimden birisini kaybettim. Gökkuşakları bir geçittir onlar için. Ayrık bölgelere açılır bu geçitler ve bana oradan haber getirirler. Deniz kıyısının yanındaki kasabada bir gökkuşağı çıktığı haberini almıştım. Habercilerimden bir tanesini göndermiştim oraya, haftalar geçti ve dönmedi hala. Habercim insanların olmadığı yerde tilki kılığında, insanların bulunduğu şehir ve kasabalarda kuş kılığında yol alır. Ne yazık ki saçlarımdan yaptığım ökse otunu koklamazlarsa kimliklerini unuturlar ve kılığına girdikleri hayvan gibi yaşarlar. Habercim de bu zamana dek kimliğini unutmuş olmalı.  Tekrar evine getirirsen sana çiçeklerimden bir tanesini veririm." Kadın gür saçlarının arasından bir ökse otu demeti çıkardı. "Evinin yolunu kaybetmiş bir tilki veya kuşa bunu koklat belki benim habercimdir." dedi kadın ve Masal ve Köpük'ün birbirine baktığı anda ortadan kayboldu.

O sırada Köpük heyecanla kımıldamaya başladı. "Masal! Eve getirdiğin martı ilk günlerde ökse otundan bahsediyordu. Ben ne demek istediğini anlamamıştım ama peri kızının habercisi senin eve getirdiğin martı olmalı. Sen burada bekle. Ben ökse otunu alıp eve hızlıca koşayım." Masal'ın başıyla onaylamasından sonra demeti ağzına alıp hızla eve koşmaya başladı Köpük. Masal tek başına ormanda kalmıştı ve gökyüzünden geçen her kuşun evindeki martı olduğunu sanıyordu. Biraz uzun bir zaman geçti. Martı'dan önce çığlığı duyuldu. Sonra mezarın üzerinde bir iki tur döndü. Hızla mezara doğru uçup toprağın altına girdi. Masal bir şey olmasını bekledi ancak olmadı. Artık çiçeğini alabilir miydi? Ürkerek mezara yaklaştı iris çiçeğini kopardı ve Merhamet perisine çiçeği götüreceği için sevinçle koşmaya başladı. Ancak Masal ne kadar koşsa da ormanın içinden çıkamadı. Bir zaman sonra sürekli aynı ağacın yanından geçtiğini fark etti. Birileri ormandan çıkmasını istemiyordu ve bu orman büyülü olabilir miydi, diye düşündü. Merhamet perisinin uyarılarını hatırladı. Biraz durup etrafı dinlediğindeyse bir takım hışırtılar ve fısıltılar duydu. Ağacın altına çöktü. Dizlerini karnına çekip etrafına korku dolu gözlerle baktı. Ağaçların ve çalıların arkasından kötü bakışlı adamlar çıktı ve Masal'ın etrafında bir çember oluşturdular. Bir tanesi çıkıp Masal'a seslendi.  "Kasabamıza izinsiz girmeye cüret eden sen de kimsin? Ve sen kimsin ki ormanımızın perisini rahatsız ediyorsun?"
...

Bölüm sonu

Kusurum olduysa affediniz lütfennn. Bölümü biraz aceleyle yazdım. Bir mantık hatası veya başka bir hatam olmasından endişeleniyorum. Eğer mevcutsa kimsecikler görmeden yazınız ki düzelteyim. :)

Benim de bir kişiyi mimlemem gerekiyor sanırım ancak uzun zamandır buralarda takılamıyorum dolayısıyla kimi mimleyeceğimi bilmiyorum. Bu güzel mime katılmak isteyenler Sessiz Gemi'ye ulaşabilirler. Hoşçakalın.


14 Eylül 2019 Cumartesi

Violet Evergarden

 Bir robotun insan olma hikayesi diyebiliriz Violet'in hikayesine.

Bir silah olarak görülen küçük bir kız, Binbaşı Gilbert'a hediye ediliyor. Hediye eden kişi Violet'e alet diyor. İşine yaradığında kullan, yaramadığı zaman at gitsin diyor. Ancak Binbaşı bu küçük kıza tüm şefkatiyle yaklaşıyor. Violet ismini koyuyor ona. Küçük kızın ilk sözcükleri Violet ve Binbaşı oluyor. Sonrasında Binbaşı kelimeleri, okumayı ve yazmayı öğretiyor.  Bu arada da sürekli savaşlar devam ediyor. Violet acımasız bir asker gibi dövüşüyor savaş alanında.

Sonrasında bir kuşatma sırasında Gilbert ağır yaralanıyor. Violet ise canı pahasına koruduğu Gilbert'ı kurtarabilecek bir durumda olmuyor. Binbaşı Violet'in kaçması ve özgürce yaşaması için ona son emrini veriyor. Son sözü de "Sana aşığım." oluyor.

Gilbert'ın Violet'i emanet ettiği bir arkadaşı var. Savaştan sonra arkadaşı ordudan ayrılıyor ve kendi işini kuruyor. Kuklaların yazdığı mektupları dağıtan bir şirket. İnsanlar kuklalara hislerini ve düşündüklerini söylüyor, kuklalar da bunları süslü sözlerle kağıda döküyorlar. Violet Binbaşının kendisine söylediği aşk, sevgi kelimesinin ne anlam ifade ettiğini bilmiyor ve bunu öğrenmek için kukla olmak istiyor. Eğitim aldıktan sonra Violet müşterinin istediği her yere giden bir anı kuklası oluyor. Her bir müşterisinde sevginin değişik yansımalarını görüyor. Bir baba ve çocuk, anne ve çocuk arasındaki sevgiyi, güzeller güzeli bir prensesle bir prens arasındakini, abi-kardeş sevgisini... Aşkın anlamını öğrenmek için koşturup duruyor. Dünyası Gilber'tan ibaret olan bu kız Gilbert'sız yaşamak için çabalıyor. Hem sevginin ne anlam ifade ettiğini hem de kendi duygularını keşfediyor her bölümde.
Bu anime bir efsunlu ama hüzün yüklü şarkı gibiydi. Her bölümde boğazıma bir düğüm oturdu. Animenin atmosferi, müzikleri bir harikaydı. İçine bir girdiğinizde 13 bölümün nasıl geçtiğini anlamıyorsunuz. Ben o kadar çok beğendim ki şu an ne yazsam bilemiyorum doğrusu.  Kesinlikle izlemelisiniz.

7 Eylül 2019 Cumartesi

Ağaç Ev Sohbetleri #1

Edischar ve Taha arkadaşlarımız güzel bir etkinlik başlatmış. Haftanın bir günü ağaç evde toplaşıyoruz, yanınızda güzel pasta börek getirebilirsiniz, dumanı üstünde tüterse daha harika olur ve bir konu üzerinde sohbet ediyoruz. İlk konumuz:

Televizyon izliyor musunuz?

Çocukluğumdan bahsetmek istiyorum biraz, çocukluğuma inelim. Tek çocuk oluşum ve etrafımda akranlarımın olmaması nedeniyle çocukluğum televizyon karşısında geçmiştir. O zamanlar çizgi film kanalı yoktu televizyonumuzda. Normal kanalların çizgi film saatlerini izlerdim.  Klasik Tom ve Jerry, Bugs Bunny... Favorilerim Scobby-Do ve TRT'de çıkan Stich ve arkadaşları, Kim Possible'dı. Bunları bayıla bayıla izlerdim. Biraz büyüyünce Cartoon Network hayatıma girdi. Ben10, Cumartesi Ailesi, Foster'ın Hayali Dostlar Mekanı... Biraz daha büyüyünce gerçekten heyecanla izlediğim iki şey vardı. İlki CNBC-e'nin sabah kuşağında yayınlanan Avatar. Alarm kurardım kaçırmamak için. (Ama kel olan kel, mavi yaratıklı olan değil.) Diğeri de hala sevdiğim ve şu aralar sanırım TRT'de son bölümleri yayınlanan Muhteşem Kraliçe. Bu ikisini hala çok severim ve izlerim. Avatar'ın çizgi romanını okuyorum şu an. Diğerinin de kesitlerini Youtube'dan izlerim denk geldikçe.

Şimdilerde yazları evime gelince televizyon hayatıma girer, o da şöyle: Sabahları kahvaltı yaparken, kahvaltı sonrası kahvemizi içerken, mutfağa girip çıktıkça annemle Müge Anlı'yı izlerim. Bazen televizyonun karşısında fasulye kırılacağı, bamya ayıklanacağı zaman da TRT Belgesel'i açarım. Müzik dinlemek istersem TRT Müzik'i açarım. Bunlar hariç ve televizyonun tozunu almak dışında ilgim alakam kalmamıştır.

Geçmişten bahsettim, şimdide de durduk. Gelecekte ise kimsenin televizyon izlemeyeceğini düşünüyorum. İnternet bağlantısının uydu bağlantısı gibi ücretsiz olacağı ancak kaliteli içeriklerin birçoğunun ücretli olacağı televizyonun radyonunu akıbetine uğrayacağı günleri yaşayabiliriz. Hoşçakalın...

29 Ağustos 2019 Perşembe

Surname - Aziz Nesin

Hocamızın sınıfa önerdiği bir kitaptı bu. Önermeden önce de şunu söylemişti. "Hakim ve savcı adaylarının göreve başlamadan önce bir hafta ya da on beş gün hapishanelerde kalmaları lazım. Bulundukları mevkinin bir insanın hayatını nasıl etkileyeceğini görmeleri açısından böyle bir uygulama yapılmalı." Ardından Surname'yi önerdi. Hapishanelere bir bakış.

Surname Osmanlılarda padişah ve ailesi için düzenlenen evlenme, düğün, sünnet düğünü ve benzeri şenlikleri, törenleri anlatan eserler. Fakir halk anlatılmaz anlaşılacağı üzere. Tüm zenginliklerin sergilendiği, günlerce süren şölen ve şenlikler anlatılır. Osmanlı zamanında böyleymiş bu. Aziz Nesin'eyse bir Cumhuriyet surnamesi yazmak düşmüş. Ama bu surnamede ne bir şenlik, var ne bir düğün. Bu kitapta Berber Hayri adında bir mahkumun idam töreni ve bu törenden önce hapishanede yaşadıkları anlatılıyor.

Berber Hayri ırz düşmanı olarak nitelendirilmesine sebep olan suçundan dolayı idam cezasına çarptırılmıştır. İdam cezasının kesinleşmesine kadar geçen dört yıllık süreyi türlü sapıklıkların ve türlü iğrençliklerin olduğu bir hapishanede geçiriyor. Bu dört yıl boyunca Hayri'nin insanın gelişim ilkesi gereğince değişmesine ve çevrenin insan üzerindeki etkisine tanık oluyoruz. Aziz Nesin de bu iki durumun varlığını bu kitapta kanıtlamaya çalışmış ve bu iki durum üzerinden idam cezasının mantıksızlığını ve işe yaramazlığını anlatmış.

Yalın ve akıcı bir dil eşliğinde ama türlü sapıklıkların ve şiddetin yol açtığı mide bulantısı ve uyku kaçırma gibi etkilerinin olduğu bir kitap. Beni rahatsız eden, düşündüren ve etkileyen bir kitap oldu. Herkese tavsiye edemem ama okumanızı tavsiye ettiğim bir kitaptır.

26 Ağustos 2019 Pazartesi

Anadolu'nun Kayıp Şarkıları

Bu belgeseli iki sene öncesinde izlemiştim. Geçen gün blog yazılarımı yazdığım deftere şöyle bir göz atarken belgesel hakkında bir yazı yazdığımı ve belgesel hakkında yazdığım bu yazıyı blogumda paylaşmadığımı fark ettim. İşte belgesel hakkında kısacık bir yazı:

Güneşin yükseldiği yer, Anadolu'nun her bir köşesinden yükselen fakat duyulmayan, kaybolmuş şarkılarını bizlerle buluşturan bir belgesel. Yönetmen ve yapımcı Nezih Ünen. Oyuncular Anadolu'nun dedeleri, nineleri, teyzeleri.

Rize'den Kars'a, Hatay'dan, Antalya'ya, Tunceli'den Muğla'ya yolculuklar yapıyorsunuz. Her yörenin, her dinin, her mezhebin şarkısını dinliyoruz. Belgesel önce biz şehirlerde yaşayanlar için aşina olduğumuz İstanbul'daki şarkıları gösteriyor. Daha sonrasında Anadolu'ya çeviriyor yüzünü. Şarkılar ve hikayeleri, Anadolu'unu ruhunu izletiyor bizlere. Daha sonrasında İstanbuluyla, Karsıyla, Rizesiyle hepsinin Anadolu'ya ait olduğunu anlıyoruz.

Belgeselde çalan şarkılar da burada efenim: