18 Haziran 2018 Pazartesi

Arrival - Geliş

Film "Story of My Life" isimli uzun hikayeden uyarlanmış. Dünya'nın on iki bölgesine ansızın kovan şeklinde uzay gemileri yerleşir. Bu durum Dünya'da bir kaos yaratır. Amerikan ordusu, dilbilimci Louise Banks ve fizikçi Ian Donnelly ile kapsülün içine girerek uzaylılarla iletişim kurmaya çalışır. Uzaylıların dünyaya geliş amacı nedir? Bir istila için mi gelmişlerdir, yoksa dostluk kurmak için mi? Film boyunca Louise ve Ian bu soruların cevabını arıyorlar.
Bundan sonrasını izlemeyenler okumuyor. Filmdeki olaylarla ilgili düşüncelerimi paylaşacağım. İsterseniz de okuyun aman.
"Bellek tuhaf bir şey. Hiç düşündüğüm gibi işlemiyor."
Sapir-Whorf hipotezi... Konuştuğumuz dilin düşünce yapımızı ve karakterimizi etkilediğine ilişkin bir hipotez. Bu hipotezde dilin zamanı algılayışımıza etki ettiğini söylemiyor ama filmde zamanı değiştirebileceği de gösterilmiş. Louise dili çözdükçe uzaylılar gibi algılıyor zamanı. Zamanın algısal okunu büküyor, geçmiş ve geleceği birleştiriyor. Geçmiş ve gelecek de aynı anda yaşanmış oluyor. Louise geleceği hatırlamaya başlıyor. Barış abi bu duruma bizim dilimizde alın yazısı denebileceğini söylemişti videosunda.

Beni bu algı şeklinden ziyade geleceğini bilen bir insan nasıl yaşamaya devam eder diye düşündürttü. Alın yazınızı, kaderinizi bilseydiniz yaşamaya devam eder miydiniz? Yani benim için yaşamanın cazibesi; gelecekte ne olacağını bilmememizdir, gelecekte kötü olaylardan sonra iyi şeyleri beklemek ve beklenmedik olaylar karşısında şaşırmaktır bence. Umuttur. Geleceği bildiğimizde umut ortadan kalkar ki böyle de yaşamanın tadı kaçar. Louise için bu durum daha zor. Çünkü iyi anılarını, kötü anılarını ve evladını kaybettiğini görüyor. Kocası da Louise bu durumu bile bile geleceğini değiştirmemeye razı olduğu için terk ediyor onu. Bunların hepsini bilirken nasıl razı olmuş? Belki geleceği de geçmişimizi hatırladığımız gibi hatırlayacağımız içindir. Bir film gibi. Yaşandı bitti. Gelecek için de şöyle diyeceğiz belki de: yaşanacak, bitecek. Ya da geleceğimizde ne yaşayacağımızı bileceğiz ama onu yaşamanın tadını bilemeyeceğiz. İyi de olsa, kötü de olsa yaşanacakların tadını almak isteyeceğiz. Louise bunları hissetmiş olabilir? Şöyle de olabilir: bir film hakkında spoilera maruz kalıyorsunuz. Filmin sonunda çocuk ölecek. Çocuğun ölümünü görmek, o duygu yüklü sahneye şahit olmak için filmi izleme isteği duymak gibi.
Bir diğer konu... Louise gibi Ian'da geleceği hatırlasaydı ve ikisi gelecek hakkında konuşsaydı ne olurdu? İleride olacak olayı beğenmedik hadi başka türlü davranalım ki geleceğimiz değişsin? Geleceği değiştirmek mümkün olacak mıydı, yoksa Odipus'un kaderinden kaçamadığı gibi hatırladıkları gelecekleri bir şekilde yaşayacaklar mıydı?

Louise ve Ian'ın helikopterde konuştukları "Dil çatışma esnasında ilk çekilen silahtır." sözüyle uzaylıların gönderdiği halka arasındaki gönderme mükemmeldi. Dilin bir silah olması, uzaylıların bunu bize hediye etmesi. Bir de bu uzaylılar ne tontişler ya. Geliyorlar, iletişim kurmaya çalışıyorlar falan. Diyorlar ki size hediye vermeye geldik. Louise'le romantik romantik camda ellerini birleştirmeler falan. Sonra bizde gidip hanelerinde bomba patlatıp tank diziyoruz önlerine.
"Kendimi bildim bileli başım yıldızlara dönüktür. Ancak beni en çok şaşırtan şey, onlarla değil de seninle karşılaşmaktı"
Bu filmi asıl zevkli kılan şey halkasal zaman algısının filme yansıması. Film boyunca Louise'i evladını kaybetmiş bir anne olarak izledim. Her hareketini bu durumla bağdaştırdım. Ama aslında geçmişi değil, geleceği hatırladığını öğrenince de yukarıdaki düşüncelere daldım işte. Bir hafta daldığım düşüncelerden çıkamam şimdi.

En sevdiklerim arasında. Alıntı yaptığım şu sahnelerle, sonuyla, Louise ve Ian arasındaki kısacık değinilen o sevgiyle ve  Max Richter'in şu parçasıyla en sevdiklerim arasında. On the Nature of Daylight'ı zaten biliyordum, filmin seviyesini böyle yükseltti de yükseltti. Max Richter sen bir üstatsın, mükemmelsin. Kapanııııış. Son.

2 yorum:

  1. Arrival izlemiştim.. açıkçası beklentilerimin altında kalan sönük bir film. yer yer kurgusal hatalarla dolu.. yinede sevenler olabilir tabi ki.. başarılar..

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Yorumunuz için teşekkür ediyorum. :)

      Sil